Güllüce'den Çingenelere mazlum benzetmesi
AK Parti İstanbul Milletvekili ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı İdris Güllüce Çingenelerin dünyanın en mazlum insanları olduğunu söyledi.
Ömer ADIYAMAN-SONSAYFA.COM/ÖZEL HABER
AK Parti İstanbul Milletvekili ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı İdris Güllüce Çingenelerin dünyanın en mazlum insanları olduğunu söyledi. Güllüce, Zenci ve Çingenelerle muhabbetinin iyi olduğunu belirterek, birçoğu herhangi bir ülkenin vatandaşı olmayan Çingenelerin dünyanın en mazlum insanları olduğunun altını çizdi. Güllüce şunları söyledi: “Çingeneler dünyanın en mazlum insanlarıdır. Eğer Müslümanlar düzgün olsalardı Müslüman olmayan yeryüzünde tek bir Çingene ve Zenci kalmazdı. Bir alim ‘Biz insanların yüzüne bakarken renk körüyüz’ demiştir. Aynen öyledir.”
Anadolu Fikir Platformu’nun (AFP) Söyleşileri’nin konuğu İstanbul Milletvekili ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı İdris Güllüce oldu. İhtiyaç Akademi’nin Ankara Kocatepe’deki merkez binasında yapılan söyleşiye bürokrat, siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve sendikacılardan oluşan bir dinleyici topluluğu katıldı.
TÜRKİYE'DE SOYKIRIM OLMUŞTUR
İdris Güllüce “Türkiye’de müthiş bir soykırım olmuştur” ifadesini kullanarak, “Türkiye’de bir milyona yakın insan Ermenilerce katledilmiştir. Van olduğu gibi katledilmiştir. Bu katliamlar hep o misyonerler tarafından yetiştirilen kişilerce yapılmıştır. Tebaayı sadıkadan bir ejderha oluşturulmuştur. Misyonerlik yapanların çoğu Californialı’dır. California-Newyork arası uçakla 5 saat sürüyor. California’dan atlamış Newyork’a gelmiş. Oradan Marsilya’ya, oradan İstanbul’a, oradan da atla, katırla doğuya gelmiş ve bu işi organize etmiş. Adamların yaptığını kınıyoruz elbette ama idealizm adına bu müthiş bir şeydir. Adam kaç bin mil, onca cefaya, bedele katlanıp geliyor. Biz ise kapı komşumuza ulaşmaktan aciziz” dedi.
UNUTMAK RAHMETTİR
İdris Güllüce unutmanın bir rahmet olduğunu belirterek, “Allah insanlara unutmak gibi bir rahmet vermiş. Aksi takdirde bir yakınınızı kaybettiğiniz zaman kafayı yersiniz. Fakat bazı şeyleri unutmamak lazım. Bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne, kutsalına yapılan ters hareketler varsa bunları affetme hakkımız yok. Bunları unutmayı ben onur eksikliği olarak görürüm. Ferdi olayları kastetmiyorum. Biri kolunuzu kırmış ve dönüp sizden özür dinlemişse unutursunuz. Fakat bunlar unutulmaz” dedi. Türkiye’nin 200 yıldır insan yetiştirmede çok geri kaldığına değinin Güllüce, “Japon imparatoru Abdülhamit’ten Osmanlıları tanımak için bir liste istiyor. Her seferinde Abdülhamit Japon İmparatoru’na gidecek listeyi uygun bulmayarak geri çeviriyor. Bir gün Abdülhamit “kahrolsun insan kıtlığı” diye bağırarak masaya vuruyor ve camı kırıyor. Çünkü dışarıda insan çok ama yetişmiş insan yok. Redhouse bir İngiliz misyoneridir. Çok sayıda dil öğrenmiş ve Redhouse’u yazmış. Niye bizden biri yazmamış? En iyi Arapça lügatini Lübnanlı bir Ermeni yazmış. Çağrı filminin müziğini Newyork senfoni orkestrası yapmış. Aleviliği öğrenmek için Rus ve Azeri asıllı Türkolog İrene Melikoff’u okuyoruz. Torosları en iyi bilen kişi bir Alman kadın. Gelmiş iki yıl orada yaşamış ve bununla ilgili kitap yazmış. Yörükleri bu Alman kadından öğreniyoruz. Türkiye’de ise uzun süre Türk müziği yasaklanmıştır. Sinan Çetin’in o beş dakikalık ‘Mutlu ol! Bu Bir Emirdir’ isimli filmi çok güzel bir hicivdir. Türkiye’nin üzerinde bulunduğu coğrafya tekin değil. Güçlü olmalıyız. Üzerimizden yapılan onlarca proje var. Yabancıların bütün entrikaları Türkiye üzerinedir. Bizim bu nedenle çok mükemmel insanlar yetiştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
ÇİVİNİN O ZAMANKİ ADI İNGİLİZ MIHIDIR
Malezya-Türk Dostluk Grubu Başkanı olarak geçtiğimiz hafta Malezya’ya iktidar partisinin kongresine gittiğini söyleyen İdris Güllüce, “uçakta uyuyamam. O yüzden 12 saatlik yolculuk boyunca kitap okudum. Okuduğum kitaplar 1500’lü yılları anlatıyordu. Müslüman dünyası birbirini yiyen bir dönem geçirmiş. 1504 Portekiz’in Malezya’yı işgal senesi. Taa 1957’ye kadar Malezya’yı sömürmüş. Hollanda Endonezya’yı işgal etmiş ve yakın zamana kadar sömürge olarak elinde tutmuş. Müslümanlar birbirleriyle uğraşırken adamlar on binlerce km uzaklıktan gelip oraları sömürmüşler. Batının bir garp meselesi vardı ve sonunda onu çözdüler. Endülüs’ü aldılar. Endülüs İspanya oldu 1492’de ve mesele çözüldü. Şimdi şark meselesi kaldı. Onlara göre biz Ankara’da ve İstanbul’da işgalciyiz. Bizim yerimiz onlara göre Bişkek’tir, Almatı’dır. Bir 30-40 sene öncesine gittiğimizde o günlere göre çok iyiyiz. Çivinin adı o zamanlar “İngiliz” mıhıdır. Biz burada çiviyi üretememişiz o dönemlerde. Ama daha almamız gereken çok yol var” şeklinde konuştu.
BURGER YİYEN LAHMACUN YİYENDEN DAHA MODERN GÖRÜNÜYOR
Güllüce, Türkiye’de değişimin başkalaşım olarak algılandığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Burger yiyen lahmacun yiyenden daha modern görülüyor. Ben inadına sarımsağı bol işkembe seviyorum, sazı dinleyince yüreğim titriyor, davul dan dan deyince ben can can diyorum. Ben buyum. Kim ne derse desin. Ben benim demediğiniz sürece taklit olursunuz. Taklitler asıllarının yerini asla tutmaz. Kendimiz kalalım. Aliya İzzetbegoviç’in çok sevdiğim bir sözü vardır: Avrupalıların en büyük zaferi; yaptıkları her şeyin doğru olduğuna inandırdıkları bir yapı kurmalarıdır.”
Konuşmasının sonlarında teknolojinin çocukları bilgisayar başına hapsetmesine de değinen Güllüce, şu ifadeleri kullandı: “Teknolojiyi reddeden biri değilim. Ama bir çocuğun bir odaya girip başından saatlerce kalkmadan bilgisayarın kölesi olmasını, anne babasıyla kardeşleriyle iletişim kurmamasını çok yanlış buluyorum. Devletin bekası için ailenin kutsanması gerekiyor.”
06.02.2012 12:00
Haberin kaynağı: sonsayfa.com



















































































